2 Milyon dolar ve ben

Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, 3 Haziran’da Müsteşarı Yalçın Vehit’e bir yazı gönderdi. Kırmızı Kedi Reklam Ajansı ile Türkiye pazarına yönelik 1 milyon Dolarlık bir turizm reklam kampanyası yürütülmesi hususunda gereğini saygılarıyla rica etti. Bakanlar Kurulu 11 Haziran’da Türkiye pazarına yönelik bir turizm reklam kampanyası yapılması için karar aldı.

Belgeleri ve haberi Yeni Düzen Gazetesi’nde yayınlandı.

Ne güzel değil mi?

Ülkemizin en önemli pazarı olan turizmin, Türkiye’de tanıtımı için bir kapanya yapılıyor…

Ne güzel değil mi?

Bu kampanya Serdar Denktaş’ın ve DP’nin danışmanı Kudret Akay’ın sahibi olduğu Kırmızı Kedi Reklam Ajansı ile yürütülüyor. 1 milyon Amerikan Doları, Kırmızı Kedi’ye emanet ediliyor.

Tarihin bir cilvesi mi nedir… UBP-TKP Koalisyon Hükümeti döneminde, Turizm Bakanlığı aynı amaçla bir konkur düzenlemiş, ben de “2 Milyon Dolar’ı iç etmek”le itha edilmiştim. Yüksek makamlardan dönemin Başbakan Yardımcısı Mustafa Akıncı’ya gelen tüm dolaylı ve doğrudan baskılara karşın, Akıncı “bu işler dünyada nasılsa bizde de öyle olsun” kararını vermişti.

Türkiye Reklamcılar Derneği’ne resmi bir yazı göndererek, saygınlığı tartışılmaz bu kurumdan tüm üyelerini KKTC turizminin Türkiye pazarında tanıtımıyla ilgili bir reklam kampanyası yarışmasına katılımlarının sağlanması konusunda ricada bulunmuştu.

Turizm sektörünün sivil toplum örgütlerine, oluşturulacak juriye birer temsilci göndermeleri konusunda davet yapıp, KKTC üniversitelerinden de konuyla ilgili akademisyenleri juride görevlendirmelerini rica etmişti.

Halkla ilişkiler ve reklamcılık dersleri verdiğim üniversitem de beni görevlendirmişti. İki tur yoğun ve son derece profesyonel konseptlere oturtulan konkurdan sonra 3 reklam ajansı seçilip, gerekçeli bir rapor hazırlanarak Bakanlığa teslim edilmişti. Ve juri kararı 1 üye hariç, görüş birliği ile alınmıştı.

Bakanlık elemanı Cem Can dışındaki tüm üyeler aynı noktada uzlaşmıştı. Sonra bu bey vatan-millet-sakarya methiyeleri ile döşeli mektuplar yazıp Cumhurbaşkanlığı ve TC Elçiliği’ne gönderip tüm jüri üyelerini, sunuşları sırasında tarafsız kalması gerekirken neredeyse ayakta alkışladığı bir ajansın hakkının yedikleri için şikayet etmişti. Hey gidi Cem, hey gidi Can…

Sonra Star Gazetesi’nde bir köşe yazısı yayınlandı ve hayatım değişti. Konkurda en çok oy alan Türkiyeli bir ajansın “gizli ortağı” olmak ve 2 Milyon Doları “kendi firmama” verdirmek için juri üyelerini yönlendirdirmekle iddia ediliyordum.

Çünkü KKTC’de bir reklam ajansının kurucusuydum ve TKP üyesi idim. Benden güzel ve inandırıcı başka biri olamazdı çalışmayı karalamak için. Hatta, TKP’nin 1990 seçimlerindeki kampanyasını yürüten ekipte görev almıştım. Daha ne? Hem bakanın partisinden, hem reklamcı, hem de partinin kampanyasını daha önce yürüten “içerili” bir adam: İhtimal yüksek!

E rahat durmamış, bir de açık ihaleye katılıp hala kullanılan dev boyutlu afiş ihalesini en yakın teklifin çok altında bir fiyatla almıştım. Ortam müsaitti anlayacağınız…

Sayıştay Başkanlığı soruşturma başlattı ve “iddiaların tümü asılsız” dedi. Mal bulmuş mağrubi gibi bana saldıran medya profesyonelleri, bunu tek satır haber yapmadı.

O gün, bugündür, doktora eğitimimin devam ettiği medya konusunda, daha bir eleştirel durmayı neredeyse bir görev bildim.

O gün, bugündür, reklamcılığın rüşvetin bir diğer adı olarak kullanılyor olmasından duyduğum rahatsızlık arttı ve sektörün bu anlamda kurumsal bir düzenlemeye olan ihtiyacını hep dile getirdim.

O gün, bugündür, memleketin ikiyüzlülüğü karşısında duyduğum hayretin katsayısı hep arttı.

O konkur, bir diğer deyişle reklam yarışması nedense bir ihale olarak adlandırıldı. Akademik bir duyarlılık temelinde oluşturulan mekanizma, “sayemde” yolsuzlukçular topluluğu olarak etiketlendi neredeyse.

Kampanya falan da yapılmadı. Hükümet bozduruldu, galiba ben hariç herkes bu çamur hikayesini unuttu gitti.

Birkaç aydır, Başbakanın kızının ajansına birkaç kez Resmi Gazete’de yayınlanmayıp gizli kalmak kaydıyla ödenen 90 bin dolarlar konuşuluyor: Lobi faaliyetleri için… Hatta en uygun teklif verilerek ihale ile alınan telefon rehberi için niye yapıldığı anlaşılmayan onbinlerce dolarlık ödemeler konuşuluyor, yine Başbakan’ın kızına.

Şimdi de sevgili Kudret Akay’ın ajansına hangi kritere göre verildiği bilinmeyen 1 milyon dolar konuşuluyor.

Bir işi usulüne uygun yapma ısrarının, adamı okkanın altında bıraktığı kaç ülke vardır? Bu ülkede, işini doğru dürüst yapmakta ısrarlı ve ekmeğini emeğiyle kazanıp el etek öpmeme ısrarlısı insanların hırsızlıkla itham olunduğu kaç örnek vardır?

Canım Kıbrıs’ım… Ne güzelsin.

Ne şiş yansın ne kebap. Hem UBP, hem DP’nin siyasal aklının aynı çalıştığını dünya alem biliyor. Ama bir de bu aklı 30 yıldır eleştirenlerin uygulamaları var ki insanın içini acıtıyor.

“Ne de olsa Çözüm ve Barış mücadelesinde herşey mübahtır. Meselenin bizimle ilgili acı örneklerini daha sonra konuşalım” diyorsanız, galiba yine aramız açılacak.

%d blogcu bunu beğendi: