Ah be FEMİNA, ne ettin sen böyle?

Bu aralar feministler başıma iş açıyor ya bu aralar, hayırlısı.

Sabah güneşin doğuşunu Beşparmaklar’ın Lefkoşa’dan görünen en uç noktasından izleyerek Ercan’a doğru yol alırken rötar olmasa da vaktinde döneyim, PARTY TIME’ı aksatmayayım, neşemiz kesintiye uğramasın diye aklımdan geçiriyordum; güneş teferruattı.

Gidip büyük kızı İstanbul’a bırakıp San Mrino’ya uğurlayıp hemen dönüverip PARTY TIME’a yetişebilecek miydim?

Bu gerilimle girdiğim Ercan’da, sıraya kaynak yapanlar, çaktırmadan önce bavulunu sıra başındaki arkadaşına bırakıp sonra çişten dönüyor  modunda araya kaynamaya gayret edenler, pasaport kontrolünde kuyruğa kaynak yapıp itirazıla karşılaşınca “hani sıra göstersene bana” diye dayılananlarla didişe didişe, her didişmeden bir mevzi kazanarak uçtum. İstanbul’da 2 saatten fazla beklemek gerektiğinden internetin nimetlerinden yararlandım.

Deniz Düzgün, her gün program öncesi hazırlıkların Hızır’ı. Bağımsız adaylarla buluşalım istedim. Bir süre sonra bağımsızlardan sadece Barış Mamalı’ya ulaşabildiğini, geriye kalan bağımsız milletvekili adaylarının erişilmesinin imkânsız olduğunu söyleyince, “kadın adaylarla yapalım programı” ricasında bulundum.

Olacak iş miydi?
Sosyalist bir Feminist Atölye Aktivisti’nden PARTY TIME’a kadın adayları ayarlamasını istemiştim!

Ercan’dan çıkar çıkmaz bant yayında kendi kart sesimi dinleye dinleye Radyo Havadis’e yetiştim. Programın ilk 1 saatini banttan yayınlamayı akıl etmiştik; ikinci saate yetişebildim.

Hamdullah’tan PARTY TIME VIP davetli listesini aldım ki eyvah eyvah! Full CTP…

İyi de programın bir çizgisi var: Dengeli bir konuk dağılımı şart! Öyle hep bir partiden olmaz. Üstelik bir önceki gün de tek aday vardı o da CTP’li idi.

Şimdi ne yapacaktık?

Üstelik bu sefer FEMA aktivistinin davet ettiği adayların tümü de kadındı.

Bu işte bir iş vardı. Organize bir durumla karşı karşıya kalmıştım, çok barizdi!

Ben yine rahat durmam, çanak sorular sormam, kesin bir maraz çıkar, “CTP düşmanı, propaganda bozguncusu” tarifim pekişebilirdi maazallah. Ulu Manitu, ne yapacaktım?

Durumu hemen afişe etti. Deniz Düzgün küt diye yapıştırdı cevabı Facebook’tan anında. Zaten dün arkadaş olarak eklediğinde işgillenmiştim. Belli ki feminist markajdayım!

Canlı yayında afiş ettiğim duruma sosyal medyadan anında yetişen yanıt aynen şöyle:

Ali Bizden Sevgili Party Time,

Siz bana programa UBP’li ve CTP’li kadın milletvekili adayları bağlamamı rica ettiniz. Maalesef ki UBP kadın milletvekili aday sayısı bir elin parmak sayısını geçmediğinden CTP’li kadın milletvekilleri çoğunlukta göründü.
Saygılar.”

Buyur buradan yak… Çattık mı? Çattık!

Sibel Sorakın ve Hatice Alev Tuğberk ile canlı yayında konuştuk. Allahtan Deniz’in görüşüp onay aldığı İzlem Gürçağ aradığımız vakit müsait değilmiş de ikide kaldık. Bağımsız kontenjanından Barış Mamalı da telefona yanıt verse iyi olacaktı ama onu da tam müsait olmadığı vakit aradık demek. Meclis Başkanı Hasan Bozer ile başlayıp “bugün de toplanamadı meclis. Nasıl iş bu iş?” diye sordum başlangıçta. Bozer de bıkmıştı bu halden…

Şimdi sıra diğer davetlilere geldiğine göre Ulu Manitu sen söyle… CTP düşmanı, propaganda bozguncusu tarifim pekişecek değil mi yine! Zaten her program çıkışı teşekkür ettiğim kadın Hızır’ın örgütlü femisit arkadaşları kötü kötü bakıyordu, bu sefer tam yanacaktım! Özellikle Sibel Sorakın ile PARTY TIME’ın en uzun muhabbetini yapmamız örgütlü bir tepki ile karşılaşacağımın işaretiydi.

Ulu Manitu, yanılmadım!
Tam vaktinde biten PARTY TIME’dan sonra teşekküre çıktım ki eyvah eyvah… Bir adaya neden partinin değil de onun bireysel düşüncelerini sormuşum! Neden her demokratik ve toplumsal mücadeleyi partisine mal etmesinin dışlayıcı bir dil olduğunu söylemişim? Nasıl olur da propaganda döneminde olmamıza karşın, parti propagandasını eleştirmişim? Ne yapmışım FEMA ben böyle? Ağlamak istiyorum : (

Adını vermek istemediğim bir FEMA aktivisti “PARTY TIME değil PARTY FOBİA olarak değişin programın adını” demez mi… Haydaaa… Vaziyet ciddi idi.

Programı bir saat az yaptık ya, ikinci saati de örgütlü mücadele, birey, propaganda bozuculuğu hakkının kutsallığı, bireyi yutan örgütlü mücadelenin totaliterleşme potansiyelinin yüksekliği minvalinde kapalı devre sürdürdük.

Henüz elimizde bir ölçüm yok ama radyo yayını dinleyicisine yakın bir katılımcı ile devam etti ikinci korsan PARTY TIME. Anlatayım mı birazını?

“1 Parti Var” evde yok!
Adını vermek istemediğim FEMA aktivisti tarafından atılan Sibel Sorakın ile programda konuştuğumuz CTP’nin başlangıç sloganına nasıl olur da partinin bakış açısı dışında bir pencereden değerlendirme yaparım fırçasını yedim önce. Hasbinallah!

Sibel Sorakın uzunca konuşmamızın sonunda sağolsun tüm nezaketi ile yeni bir radyo ve yeni bir programın ülkedeki demokratik çok seslilik açısından önemine temas ederek bizleri tebrik etmişti. Kuru bir “sağolun” ile geçiştirmek yerine sadece şunu söylemiştim canlı yayında:

“İyi ki tek 1 televizyona, tek 1 gazeteye, tek 1 radyoya ve tek 1 partiye mecbur değiliz”. İşte adını vermek istemediğim FEMA aktivisti tebrike mukabil yanıtımı yakışıksız bulmuştu.

Bir de toplumsal cinsiyet sorunlarının çözümü konusunun önceliği olduğunu, demokratik ve katılımcı karakterini siyasete de taşımak, toplumsal cinsiyet eşitliği önündeki engelleri kaldırmak için sosyalist örgütlü mücadele verdiğini açıklayan Sibel Sorakın’a “Evde Erdoğan Sorakın ile mutfaktaki işleri eşit bir şekilde paylaşıyor musunuz” diye sormamı da yakışıksız bulmuştu. Sibel Sorakın’ın mutfak eşitliği sorusuna yanıt olumlu ve toplumda kurmayı hedeflediği gibi değildi lakin, azarlanan Erdoğan bey değil ben oldum!

Kader işte…

Ulu Manitu, senden birinci ricam beni çanak sorular programı yapacak hale düşürme; ikincisi de propagandanın büyüsünden beni koru!

Amin!

Not: Mustafa Kayan abimin tedavisi başladı. Neşesi yerinde. Evdimli galiba dedim yanlış dedim: Malyalı Mustafa abim. “Gel kitabı al” dedi. Gidip alacağım.

%d blogcu bunu beğendi: