Dangalak

Budala ve dangalak arasında paralel davranış biçimlerinin gözlemlendiğinin iddia edilmesi, bütün gündemimi allak bullak etti. Kısa ve hayırlı bir iş için gerçekleştirdiğim İzmir ziyaretimin tadı tuzu bu sayede kaçtı.

dangalak

Yemeğin tadı-tuzu nasıl bir kaçtı mı elden bir şey gelmez, ne tuz eklesen olur, ne limon sıksan, ne de karıştırıp dursan ya, insanınki kaçtı mı beş beter.

Tuzlama içmeme karşın kıvamı tutturamadım. Alsancak  – Bostanlı arasında tuzlu körfez suyu üzerindeki vapur yolculuğu yaptım, kesmedi.

Bostanlı Hakim Evi’nin arka sokağındaki pasajın dar geçidindeki Baraka adlı mey evinde hellimli levrek ızgara yedim, tadım tuzum yerine gelemedi. Yutkunurken boğazımda kalmasın diye yudumladıklarım da tad-tuz ayarımı yapamadı.

Bornova’da zamanın hesaplı tabldotçusu Sevim Lokantası’nın meşhur kadınbudu köfte püre ikilisi, dangalak ve budala arasında paralel davranış biçimlerinin gözlemlendiği iddiasının tadımı tuzumu kaçıran etkisini üzerimden atmama kafi gelemedi.

Bornova Küçük Park mevkiinden yukarılara taşınan efsanevi Quartz’ın sahibi Hüseyin bey ile görüşme imkanını araştırma vaziyetim, fondan gelen saksafon sesiyle kesintiye uğramasa belki bir tad-tuz ayarı kısmen de olsa söz konusu olabilecekti. Olamadı…

Sabahın 4’ünde simit almak için şemsiye ile tıklattığımız Kardeşler Fırını camında göz göze geldiğimiz fırıncının pörtlemiş gözleri 22 yıl önceki gibi bakmaya devam ediyor ki buna şahit olmak da pek bir keyiflendirse de yine de kıvamı yakalamaya yetmedi.

Boş sandalyelere oturulmaya teşebbüs edildiğinde, “rezervasyonunuz var mıydı” sorusuna maruz kalan ağamızın gözlerinin dönmesi, tansiyonunun tavan yapıp “bu bar kaç para, söyleyin alayım evladım” demeye kalkışmasına ramak kaldığını önceden kestirmenin keyfi bile kıvamı yakalamaya yeterli motivasyonu tesis edemedi.

Bütün mesele dangalak ile budalalık arasındaki uçurumun bilinçli bir şekilde gizlenmeye çalışılmasından duyduğum ontolojik acıydı. Gizleme çabasının bilinçli, sistematik, planlı ve cümbür cemaat yapılması zaten meselenin organize olduğunu açık ediyordu.

Organize işler çok cazip geliyor bana. Hele budalaların organize ettiği işler var ya, tadından yenmez, bayılırım… Özel ilgi alanıma da girdikleri ve bir çeşit hobi olarak kabullendiğim de yakın çevrem tarafından bilinir esasen.

Dangalaklık, budalalıkla kesinlikle birlikte anılamayacak kadar ayrı, bambaşka bir insan türüne delalet eder. Öğretilip eğitilemez oldukları ile ilgili iddialar da mesnetsizdir. Nerede ne yapacakları belli olmayan insan türü oldukları da asılsız bir saptamadır.

Esasen, tam da esas yapılması gerekenlerin bilinmesine karşın, bazı hesaplar maksatları bakımından süzgeçlerden geçirilmesini bir görev addeden kişilik özelliklerinden arınmış olma haline denk gelir.

Misal, proleter sınıfı tarif ederken zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmadığı kabulü ile devrimin öncüleri olarak öne atılmaları gerektiğini çözümlemek, aslında bu saptamayı tanıtlayan bir tezdir. Sanırım açıklamaya gerek yok. Ama kısmı bir izahat da tuzu biberi olabilir bu yazının.

Varlığıyla yokluğu arasında sadece zincirler olan, zincirlerine göre tanımlandığı için budalaca bir yaklaşıma maruz kaldığını öne sürmemizin Budala başlıklı eserimizdeki görüşlerimiz icabı- işçi sınıfına ilerici, öncü, devrimci bir misyon yüklemek dangalakça bir insanlık kıvamının eseridir denilmemesi eksik ve sakat olur.

Dangalak, budaladan temelde şu noktada ayrılır: Dangalak, varoluşunu kendi dışındakileri kullanarak, kendi kendini kendine başkalarının varlığını kabullenmesi/fark etmesi üzerinden tanıtlamaz. Dangalak, düz direkt kıvamda bir insan türüdür.

Sosyal bağ ve kısıtlarla geleceğe matuf ince hesapları davranış, söz ve eylemlerine süzgeç, belirleyici, kriter, mihenk taşı yapmayan dangalak, öğretilebilir ve eğitilebilir değildir.

Zaten kıvamını eğitilebilir ve öğretilebilir olma hasletlerinden arınmış olmasına borçludur.

Şimdi gelelim dangalak durumların nitelikli üst düzey bir örnekle açıklanmasına:

Kuruyemişçiye giriyorsunuz. Bankonun arkasında sanki yıllardır tanışıyormuşsunuz gibi davranarak “hoş geldin, nasılsın abi” diyerek gözlerini güldürmek için kasılan, fermuarı açık arkadaşa şu cevabı verebiliyorsanız dangalaksınız:

“Fermuarını kapatırsan daha iyi olabilirim”.

Mukayese yapıp netleştirelim. Aynı durumla karşılaşan bir budala şu cevabı verirdi:

“Seni gördüm daha iyi oldum”.

Oysa ki görülen malum… Ama bir budala söz konusuysa, fermuarın açık olması teferruattır!

%d blogcu bunu beğendi: