Diy diy diy, diri diri diyyy

Kanal değiştirmeye olan niyetimi beyan etmiştim ancak düz direkt bir televizyon kanalı değişikliğiydi kastım. Hayatımı değiştirmek istediğimle ilgili spekülasyonlar yapıldığını gözlemlediğim için, durumu netleştirmem gerektiğini düşündüm. Hatta düşünmekle de kalmayıp, böylelikle netleştirdim de.

Bir müddettir tarım ve hayvancılıkla ilgili tematik yayın yapan birkaç kanalın iyi bir izleyicisi oldum. Süt ineklerinin günlük bakımı, bodur meyve ağaçlarının don ve kırağıya karşı korunması, asma budamanın incelikleri, kimyasal gübre uygulama alternatifleri ve aşı yöntemleri ile ilgili çok kıymetli bilgiler edinmiş bulunuyorum.

Bizim televizyonların yayınlarını bile isteye “kaçırıyorum” haliyle. Bazen iki arada bir derede kaldığım oluyor. “Çiftçinin Saati” adlı Kıbrıs Türk televizyon tarihinin klasiğini ayrı tutuyorum tahmin ettiğiniz gibi. En çok müziğine meftunum “Çiftçinin Saati”nin. Bir ara akıllı telefonuma kaydettim, arandığımda “diy diy diy, diri diri diyyy diy diy diyyy” diyor çalıyor telefon. Feci halde hava basıyorum “Çifçinin Saati” program müziği ile!

Keçi mi koyun mu?
Hayvancılıkla ilgili çok güzel programlar oluyor yeni keşfettiğim televizyon kanallarında. Koyun ve keçi yetiştiriciliği ile ilgili yaklaşık 2 saat süren bir programı soluksuz izledim. Yörük bir ailenin son kuşağı yaklaşık 500 dönümlük bir arazide keçi, koyun besliyor. Sürüyü yaz aylarında akşam saatlerinde otlatıyor.

Çobanlık gözden düşen bir meslek olduğu için hayvanların başında kendi duruyor. Zaten “çoban kaçtığında yenisini bulana kadar sürüye bakamayacak olan hayvancılık yapmasın” demişti en baştan. Engebeli ve tepelik arazilerin, koyun yetiştiriciliği için uygun otlak alanları olduğunu söyledi. Abimiz “koyunlar akıllı hayvandır” deyince az biraz şaşırdım. Rüzgâra karşı duyarlı olan koyunların, esintiye göre engebeli arazide rüzgârı kesen tepelerin ardına toplaştığını örnek vermişti ‘koyun aklı’na.

Memleketteki meseleyi merak ettiğimden, bir PARTY TIME’ın ana ve tek gündemini keçi ağırlıklı hayvancılığa ayırdık. Lefke’den Yedidalga’ya, Görneç’ten Luricina’ya kadar hayvan yetiştiricileri, PARTY TIME’da VIP konuğumuz oldu.

VIP konuklarımın anlattıklarından anladığım kadarıyla, keçi çok daha makbul bir küçükbaş. Hatta dededen beri keçi besleyen bir VIP konuk, “beleş versen koyun beslemem” diye çıkıştı bana canlı yayında.  Koyuna karşı genel bir antipati vardı hayvancılar arasında. Ne benim ne onların aklı, dünyanın tersine, memlekette keçi sütünün koyun sütünden ucuz olmasına basmıyordu; benimki hala basmıyor.

Keçiler nasıl kaçırılır?
Keçileri olan tüm VIP konuklara “keçileri kaçırma” meselesini sual ettim. ‘Çobancılığın’ keçileri kaçırmadan yapılabilecek bir iş olmaktan çıktığını ifade ettiler. Bir diğer ifadeyle, hayvancılık yapmak “akıl işi değildi”. Hayvancıya mazot desteği verilmesini anlamış değiller mesela. Mazot desteği, feşmekân desteği yerine, yem fiyatları ile ilgili destek beklediklerini açık açık söylediler.

Mesela, Lefke’de yaklaşık 20 sene evvel belirlenen bölgeye tüm ağılları taşımışlar. Ama hayvanların, ağılların, mandıraların gittiği bölgeye 20 yıldır elektrik gitmemiş. Soğuk zincir, otomatik sağım elektriksiz yapılıyor! Nasıl ama? Jeneratörler falan devrede anlaşılan. “Bireysen sen çözeceksin sorununu” mantığı en az 20 senelik demek oralarda. Hayırlısı!

“Keçileri kaçırmak”, aslında keçilerin yamaçlarda uzun süre otlaması, insanlardan, çobandan uzakta kalması nedeniyle yabanileşmesi demekmiş. Ben hep, sürüden ayrılan keçiyi kurt kapar zannederdim. Meğerse “keçileri kaçırmak” yabanileşmek gibi bir şeymiş. İnsan uyumunun kaybedilmesi hasebiyle edinilen yeni durumun adıymış.

Çileden çıkmak, çıldırmak, oynatmak, akıl sağlığını yitirmek anlamında kullanıyoruz “keçileri kaçırma” deyimini. Hatta çizgiyi aşmak, sınırları zorlamak falan… Nesillerdir keçi sürüleri olan hayvancılarımız kazın ayağının öyle olmadığını açıklamış oldular.

Koyunların akıllı uslu olduğu malumumuz. Nazım Hikmet’in keçilerle ilgili herhangi bir mısraını hatırlamam ama “Akrep gibisin kardeşim” şiirinde koyunlardan bahsettiğini unutmam.

Şöyle der o şiirinin koyunlarla alakalı kısmı:

 
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye” 

Nazım Hikmet koyunlarla neden ilgilenmiş, şiirinde neden tamı tamına 5 mısra ayırmış ben bilemem.

Lakin çobanlarımız bana keçi ile koyunun farkını çok iyi anlattılar:

Koyun sütü kokar, keçi sütü tüter.

Koyun ne kadar pis hayvansa, keçi o kadar temiz hayvandır.

Koyun ne kadar akıllıysa, keçi o kadar zekidir.

Koyun büyüdükçe durgunlaşır, keçi büyür de hoplayıp zıplaması hiç bitmez.

Koyun hafif eğimli arazi sever, keçi yamaçlara bayılır.

Koyun sıkıyı görünce toplaşıp bekler, keçi dağılır başının çaresine bakar.

Koyun kaçmaz, keçi kaçar…

Sakın koyunlar bozulmasın ama Nazım Hikmet’e göreyse koyun, ustasının bir işaretiyle gururlu bir şekilde salhaneye koşar bazlanmaya…

Hülasa, keçileri kaçırmanın tam vaktidir vesselam…

%d blogcu bunu beğendi: