Serap

Bir yanılsama; en olmayacağın en çok arzulandığı anda oynadığı acımasız oyun: Serap.

Yüksek ateşte ve şiddetli güneş altında fiziken eksikliği en çok hissedilenin hayal perdesinin arkasında belirdiği an.

“Hemen oradaymış” kandırmacası.

“Sanki mümkünmüş” aldatmacası.

İki adım ötede duran serap…

Yüzleşilemeyecek arzular, yaşanamayacak tatminler yanılsaması, serap…

Uzak olamayacak kadar hayal; mümkün olmayacak kadar uyduruk; ama yok sayılamayacak kadar da istenilenler toplamı, serap.

Hep birlikte düşülemeyen yanılgı; bireysel kandırmaca.

Olunamayacak yer ve edinilemeyecek şeylerin buluştuğu hiçlik.

“Kesişen Yazgılar Şatosu”nun giriş kapısı belki de.

En kısa yalan.

En uzun hayal.

En gerçek arzular ve en yalan görüntülerin kesiştiği nokta.

Gündelik koşuşturma sıradanlığının ağır işgali altında yeri olmayan, ama ağır koşullarda iyice ağırlaşan ihtiyaçların belirleyiciliğinde ortaya çıkan yalancı gerçeklik.

Hayata dönüş anı: Gerçekle yüzleşilen an.

Burnunuzun kuma gömüldüğü, kuruyan diliniz damağınızın kuma bulandığı; serinleyim derken yanaklarınızın yandığı o küçücük zaman dilimi.

Bir söz, bir sonuç, bir ima, bir ifade; burnumuzun kuma gömüldüğü an.

Yanakların yandığı o küçücük zaman dilimi, gerçeğin yakıcı ateşinin elimizi yaktığı, yüreğimizi burktuğu acı bir nokta…

Yanılıyor muyum yoksa?

%d blogcu bunu beğendi: