Sisliduman zamanı

Büyük kopuş, bellibelirsizlikler arasında debelene durmaların durulduğu an: Herşeyin sonu. Oysa ki her şey devam ediyordur ve ‘son’ sanılan bir kırılma anıdır.

Durduğu yerde durma inadı, yalancıktan hayatların derin sığınağı. Oysa ki gerçek hayat yalancıktan tepelerin ardına gizlenemeyecek kadar sahicidir: Ondan kaçılamaz…

Kaçtığımızı sandığımız her an beraberimizde taşırız hayatın sahiciliğiniz. Neye niyet neye kısmet yakınmaları, başlarken tünelin ucunda görünen ışığın cılızlığından alınan cesaretle yola çıkılırken, göz kamaştıran o parlak ışığın ucuna gelindiğindeki göz kamaşmalarından korkudur göz kapaklarını kapattıran oysa ki.

Kapanan göz kapağı sandığımız kısık bir göz kapağıdır ve saklanacak küçük tepecikler aramakla iştigal eden bir konumdur içinde bunalınan: Rahat durulamaz, eskisi gibi olamaz hiç birşey.

Derin endişelerin ağır yükü zaman zaman cesaretsizlik zaman zaman teslimiyettir. Cesaretsizlik müphemden beslenir; her belirsizlik flu bir sisliduman zamanı… Her sisliduman zamanı bir eşik ve her eşik geçildi mi geri dönüşü olmayan bir ilk olur, tüm ağırlığı ve yüceliği, hatta tüm risk ve sıradanlığıyla. Belirsiz olandan kaçtıkça, müphem belirginleşir, daha bir gerçek olur.

 

İki dakikalığına ara vermeler, kalabalıkların dağılmasından umulan medetler boşunadır: Kaçılacak yer sisliduman havalarının içidir. Cesaretsizlik bir bahane, yorgunluk bir küçük tepecik olamaz artık. Gidilecek yer kaçış anında belirginleşir ve gözkapaklarının kamaşmalarından kaynaklanan acı, bir topluiğne batması kadar geçicidir: Yoksa bulabilir miydik kendimizi?

Akla düşenin sahiye denk gelişidir panikleten: Korkunun sahiciliğe faydası yok ki!

Durulan yerden bir adım ileriye, bir adım geriye gidilmemesi bir yanılgı. Her durulan yer durulmakta ısrar edildikçe sahiciliğini yitirir: Yiten sahicilik, eskiden kopuşa, yeniye direnmeye denk gelir.

Direnmek kabullenmek demek de değil midir? Kabullenmeden değiştiremiyorsa insanoğlu hiçbir gerçekliği, direnilen her gerçekliğin kabul edilen ve değişmeye mahkum gelirgeçer bir iğreti konum olduğu da demek değil midir durduğu yerde durma inadı?

Kim bilir?

Kendi gerçekliğinde direnmek, direnirken değişmemezliği bir kılıf olarak kullanmak, kılıfın arkasına saklanan koskoca bir yenilgi midir, yoksa koskoca bir teslimiyet mi?

Cesaretsizlik bir bahane, yorgunluk bir küçük tepecik olamaz artık.

%d blogcu bunu beğendi: